Kolay Yemek Tarifleri

Her çeşit resimli yemek tarifi, hem de ev yapımı.

Omletler

Eklenme: Mart 12th, 2014 - 01:03 amYazar:
Kategori: Pratik Yemek Tarifleri
Kahvaltıda en çok sevilen yumurtalı yiyeceklerden olan çeşitli omletler.  Birbirinden güzel lezzeti ile kaşar peynirlisinden sucuklusuna, sosislisinden karışık omlet çeşitleri ile yumurtanın en leziz halini ...
tamamını oku

Günün Yemeği

Eklenme: Mart 12th, 2014 - 01:03 amYazar:
Kategori: Tavsiyeler
Günün Yemeği : Bugün ne yemek yesem diye kararsız kalanlar için günün yemeği seçimi de bir alternatif olarak karşınızda. Sadece Öğle yemek servislerinde çıkan günün yemeği ...
tamamını oku

İstanbul usulü midye dolması tarifi

Eklenme: Ocak 15th, 2010 - 06:01 pm Yazar
Kategori: Dolma Tarifleri
4 kişilik İstanbul usulü midye dolması Malzemesi: 16 tane midye 1 su bardağı pirinç 9 tane orta boy kuru soğan 1 su bardağı zeytinyağı 1 çorba kaşığı kuşüzümü 1 çorba kaşığı çamfıstığı 1.5 su bardağı ...
tamamını oku

Zeytinyağlı Kuru Patlıcan Dolması Tarifi

Eklenme: Kasım 20th, 2008 - 03:11 am Yazar
Kategori: Dolma Tarifleri
Zeytinyağlı Kuru Patlıcan Dolması: * Malzemeleri tek tek saymadık, tarifi okudukça neler gerektiğini göreceksiniz. 30 adet kuru patlıcan için; 6 adet orta boy kurusoğan minik minik doğranacak, zeytinyağı ...
tamamını oku
Arşiv: Kasım, 2008

İdrisağacı Mahlep

Bazı bitkiler ve meyveler günlük yaşamımızda önemli rol oynar. Ne olduğunun farkında olmadığımız bu gizemli şeylerin bazılarının tadı, bazısının aroması aklımıza yererder. Ama, adını bilen, şeklini tanıyan yoktur. Örneğin, çoğumuz çöreklere farklı bir lezzet katan güzel kokulu anasonu tanımayız bile. Örneğin, kış günlerinin muhteşem içeceği olan sahlep özü olan yabani orkide  den haberimiz var mı?. İşte Mahlep de böyle bir meyve. Kokusu ile, tadı ile hatta çekirdeği ile yaşamımızın her alanında kullanılır, ama tanıya da gören de yoktur.

Mahlep ağacı veya Türkiye’nin birçok bölgesinde bilinen adıyla idris ağacı, vişne ve kirazın yaşayabildiği her toprakta yetişir. Aslında, mahlep her iki ağacın da anacı. Diğer bir anlatımla, vişne ya da kiraz meyvesi yetiştirmek istiyorsanız, bunların ağaçlarına mahlep aşılamak gerektiğini biliyor musunuz?

Mahlep nedir?
Mahlep tabiatta yabani olarak yetişen bir bitkidir. Çiftçiler ekonomik kazandırımı az olduğu, meyvesi de zor toplandığından ve kolay işlenmediğinden mahlep ağacı yetiştirmeyi pek tercih etmez. Bu özelliklerinden ötürü mahlep ağacı bulmak oldukça zordur. Tabiatta kendi kendine varolan mahlebin kaderi de sonunda vişneye, kiraza dönüşmek veya daha da kötüsü kesilmek. Çünkü bu meyveleri yetiştirmeyen çiftçiler için mahlep ya tarlaların sınırı oluyor, ya da yakacak odun.

Tokat Ziraat Müdürlüğü idrisağacı fidanları ekerek mahlep ağacı sayısını artırmaya çalışsa da bundan henüz kesin bir sonuç alınmış değil. İnsan eliyle yetiştirilenlerin, yabanilerin taşıdığı özellikleri taşıyıp taşımadığı, aynı verimde olacağı da henüz şüpheli. Mahlep, vişne ve kirazın yetiştiği her toprakta yetişse de en fazla verim Tokat yöresinde yetişen ağaçlardan alınıyor. Örneğin, Adapazarı’nın Geyve ilçesinde kiraz üretimi yapılıyor ama oradaki mahlepler ile vermut, şurup veya ilaç yapılması söz konusu değil. Bu yüzden bu mücadeleden ne sonuç çıkacağını zamanla ögreneceğiz.

Mahlep Nerelerde Kullanılır?
Mahlebin ilaç ve içki sanayisindeki yeri çok büyük. Sıtma hastalığına iyi geldiği için doğal bir ilaç gibi görülen mahlep, gelişen tıp teknolojisi ile aspirin olarak sağlık saçıyor. Mahlebin aspirine hayat veren kısmı ise çekirdeğinin içerisindeki beyaz bölümü. Benzer şekilde birçok şurupta dahi mahlep hammadde olarak kullanılır. Kandil simitleri için koku ve tad kaynağı mahlep, parfümeri sanayisinde de vazgeçilmez bir hammadde. Bunların yanısıra Mahlep Likör Şarabı’na karakteristik tadını ve kokusunu veren meyve de mahlep. 1881 yılında Tokat’ta kurulan Cizvit Okulu misyonerlerinin yetiştirdiği bağların ürünü Narince üzümlerinden üretilen bu leziz şarabın buruk tadının hemen arkasından gelen, neredeyse pekmezi andıran tad da onun hüneri. Normalin birkaç derece üstündeki %18’lik alkol oranı ile vermut sınıfına giren Mahlep Likör Şarabı, mahlebin az bulunması sebebiyle her yıl çok kısıtlı miktarlarda üretiliyor.

İdris Ağacının özellikleri nelerdir ve mahlep meyvesi nasıl toplanır?
Mahlep ağacı mart sonunda çiçek açar. Bu çiçekler yerlerini nisan ayının onuncu gününden itibaren yeşil yapraklara bırakır. Haziran ayı ise mahlebin meyve verme dönemi. Mahlebin kaç çeşidi var? Mahlep iki çeşittir: Kırmızı ve siyah. Haziran ayının son on günü meyveleri olgunlaşmış ağaçların sıyrılmasıyla geçilir. Sıyırma, meyvelerin ağaçtan toplanması sırasında yapılan işleme verilen isimdir. Aslında bu metod bir sonraki yılın çiçek tomurcuklarına zarar vermesi açısından zararlı bir yöntem. Pek nadir uygulanan ama en sağlıklı mahlep toplama yolu ise dalların sallanarak meyvelerin dökülmesi yöntemi. Yapraklar ve meyveler bir hafta güneşte bekletilip kurutulduktan sonra sıra uzun sopalar ile mahlebin dövülmesine geliyor. Rüzgarlı bir havada tırmık ile havaya atılan meyve ve yapraklar ayrıştırılır. Rüzgar hafif olan yaprakları savururken, meyveler de yere düşer. Bu uzun ve yorucu işlemlerden geçen meyveler son derece ucuz bir fiyata alıcı bulur. Ne yazık ki geçmişte mahlebin ekonomik olarak büyük bir kazandırımı vardı.

Türk tarihinin önemli kahramanlarından Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın doğduğu ve aynı adı taşıyan köyde yaşayanlar, 1977 yılında bir teneke mahlebin aynı miktarda yağı alabilecek getirisi olduğunu anlatıyor. O yıl toplanan 850 kilo mahlep, bugünün parası ile 10000 liraya satılırken günümüzde aynı miktara 300000 lira ödeniyor. Mahlebin en verimli yetiştiği yerlerden birisi olan Gazi Osman Paşa köyünde ilk mahlep ağacı yaklaşık yüz yıl önce dikilmiş. Günümüzde Gazi Osman Paşa Köyü’nde hala mahlep yetiştiriliyor. Ancak üretim miktarının sürekli düşmesi malesef mahlebin bizleri terk etmekte olduğunun bir göstergesi.

Boza’nın Menşei

Boza kökleri çok eskilere dayanan çok yararlı bir malt içecek.  Bozanın ilk ortaya çıkışı yani menşei 8000-9000 yıl önce Mezopotamya’da. Yunanlı tarihçi Ksenophon’dan MÖ. 401 yılı sonunda Doğu Anadolu’da boza yapıldığını ve hazırlandıktan sonra çömlekçi çamurundan yapılma kaplar ile toprağa gömüldüğü öğrenilmiştir.

Mayalı bir içki olan Boza Türklerin dünya üzerindeki göçleriyle yaygınlaşmıştır. Farsça’da ‘Buze’ yani darı kelimesinden türeyen boza özellikle Osmanlı devrinde en parlak dönemini yaşamıştır. Bozacılık Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu yıllarda büyük şehirlerin temel mesleklerinden biri haline gelmiştir.

16. yüzyıla kadar bolca ve rahatça tüketilen bozaya II. Selim döneminde bazı kısıtlamalar getiriliyor. İçine afyon katılarak elde edilen ‘Tatar Bozası’, II. Selim tarafından sakıncalı görülüp, yasaklanıyor. 17. yüzyılda tarihe ‘Bozahaneler Vak’ası’ olarak geçen bir olay yaşanıyor. O dönemin hükümdarı IV. Sultan Mehmed 1670 yılında içki yasağı getiriyor. İçki yasağı ile birlikte bozanın da keyif verici bir içecek olduğuna karar verilerek bozahaneler kapatılıyor.

Ünlü gezgin Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda yazdığı ‘Seyahatname’ isimli eserde “Esnafı Darı Bozacyan” başlığı altında ayrı bir bölüme yer verilmiştir. Bu bölümde anlatılanlardan, bozanın o tarihlerde çok tüketilen bir içecek olduğunu anlıyoruz. Evliya Çelebi; 17. yüzyılda İstanbul’da 300 bozahanenin olduğunu ve buralarda çalışan 1005 bozacı bulunduğunu anlatıyor.

Ayrıca, “Esnafı Darı Bozacyan”da yine o yıllarda tüketilen alkolsüz ve tatlı bir boza türünden bahsediliyor. Rengi süt beyazı olan bu boza, genellikle Arnavutlar tarafından yapılıyor.
Aynı dönemde, orduda bozacılık önem verilen bir sınıf haline geliyor.  Sarhoşluk verecek ölçüde içmek haram olmakla birlikte, ölçülü içildiği takdirde askere güç ve beden sıcaklığı verdiğine inanılıyor. Boza, bu özelliğinden ötürü yeniçeriler tarafından fazla miktarda tüketiliyor.
Evliya Çelebi “Bu bozacılar orduda gayet lazımlı kavimdir; bozayı sekir verecek kadar içmek haramdır, ama şarap gibi katrası haram değil, yani sekir vermeyecek kadar içmek mubahdır” diyor.
19. yüzyılda ekşi ve alkollü bozanın yerini giderek tatlı ve alkolsüz Arnavut bozası alıyor. Çünkü bu boza çeşidi, genellikle Ermeniler tarafından üretilen ekşi bozaya oranla Saray tarafından daha çok seviliyor.

1876 yılında Hacı Salih Bey’in kurduğu Vefa Bozacısı günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş tek bozacı. Hacı Salih Bey’in yaptığı boza, koyu kıvamı, mayhoş tadıyla o dönemde çok beğeniliyor.
Vefa Bozacısı, o tarihte eğlencelerin düzenlendiği Direklerarası’na yakın bir yerde Vefa’da kuruluyor. Bugün üçüncü kuşak torunların işlettiği Vefa Bozacısı, dedelerinden devraldıkları bu kültür mirasını aynı titizlikle korumaya çalışıyor.

Vefa Bozası Nasıl Hazırlanıyor?

Sadece darıdan yapılan Vefa Bozası’nın serüveni ise darının kepeğinden ayrılmasıyla başlıyor. Kepeğinden ayrılmış darı irmiği suyla kavrulup pişiriliyor. Ardından geniş tepsilere alınarak soğutuluyor. Soğuduktan sonra elekten geçirilip içine biraz su biraz da şeker ilave edilerek ham boza elde ediliyor. Ham haldeki bu boza ise eski bozayla karıştırılıp mayalanmaya bırakılıyor. Üzerinde küçük kabarcıkların oluşmasıyla birlikte boza hazır hale geliyor.

Boza Neden Yapılır?

Türklerin yaşadığı çoğu yerde üretilen boza çeşitleri , genellikle farklı malzeme kullanarak hazırlandığı için farklı lezzetlerde oluyor. Mesela Kırgızların buğday yarması kullanarak yaptığı boza, Kırım’da buğday unundan hazırlanıyor. Türkmenistan’da ise iri dövülmüş pirinç unundan yapılıyor. Vefa bozası ise darıdan imal edilir. Bulgur da kullanılabilir.

Bozanın Yararları :
Boza Neye iyi gelir? Vefa Bozacısı’nın TÜBİTAK bünyesinde yaptırmış olduğu araştırmada bozanın insan sağlığı açısından son derece faydalı bir besin olduğu ortaya çıktı. Bir litresinde bin kalori bulunan bozanın içinde, A ve B vitaminlerinin dört türü ile E vitaminleri bulunuyor. Mayalanma esnasında, gıda maddelerinde çok az bulunan, laktik asit oluşmasından dolayı hazmı kolaylaştırması da bozanın faydaları arasında.

Boza Nasıl içilir?
Eskiden, gümüşle bezeli kristal bardaklarla üzerine zencefil dökülerek içilen boza, günümüzde tarçın ve sarı leblebiyle içilir.

Boza Nasıl Yapılır?

Soğuk kış gecelerini tadlandırmak için boza yapmak isteyenlere kolay bir boza tarifi :

Malzemesi;  iki su bardağı bulgur, aynı miktarda su ve şeker.

Boza Nasıl hazırlanır?

Bulgur bir gece önceden ıslatılıyor ve kabarmaya bırakılır. Bulgurlar iyice kabardıktan sonra üzerine iki bardak su eklenerek, orta ateşte pişirilir. Piştikten sonra tel kevgirden geçirilerek içine toz şeker konulur. Bu karışım üç gün dinlendirilerek mayalanması sağlanır ve karışımın yüzeyinde kabarcıklar oluşması ile birlikte boza tüketilmeye hazır hale gelir. Bu uzun ve heyecanlı bekleyiş, bardaklara doldurulan bozanın üstüne tarçın serpilmesiyle son buluyor. İsterseniz sarı leblebi eklemeyi de unutmayın.

Fıstıklı irmik helvası tarifi

15 kişilik fıstıklı irmik helvası

Malzemesi :
20 gr. tereyağı
550 gr. irmik (3 su bardağı)
1500 ml. süt (6 su bardağı)
30 ml. ayçiçek yağı (2 çorba kaşığı)
150 gr antepfıstığı
Fıstıklı irmik helvası tarifi :

  1. Bir tencerede tereyağı eritilir. Yağ kızınca irmik ileve edilir ve kısık ateşte sürekli karıştırılarak, irmik kahverengileşinceye kadar yaklaşık beş dakika süre ile kavrulur.
  2. Süt eklenerek karıştırılır. Şeker konulduktan sonra 2 dakika kaynatılır ve ateşten alınır. Tencerenin kapağı kapalı olarak 15 dakika süreyle demlenmeye bırakılır.
  3. Bu esnada bir tavada ayçiçeği yağı kızdırılır. Yağ kızınca içine fıstıklar atılır ve altın sarısı renk alıncaya kadar kavrulur. Demlenmiş irmik helvası ile  fıstıklar tahta bir kaşıkla harmanlanır. Tane tane dökülen helva, ılık olarak servis yapılır.

Ayrıca şu diğer irmik helvası yapma yöntemleri için aşağıdaki diğer linklere de bakınız.

Nişasta helvası tarifi

6 kişilik nişasta helvası tarifi için gerekli malzemeler :

  • 500 gr. buğday nişastası (4 su bardağı)
  • 250 gr. toz şeker  (yaklaşık 1 su bardağı)
  • 750 ml. su (3 su bardağı)
  • 225 ml. ayçiçek yağı (1 su bardağı)
  • Tarçın veya Antep fıstığı

Nişasta helvası nasıl yapılır?

  1. Derin bir kapta nişasta, şeker ve su karıştırılır.
  2. Tencerede ayçiçeği yağı ısıtılır. Karışıma eklenir ve pişirilir. Helva tane tane oluncaya kadar yaklaşık beş dakika süre ile kavrulur.
  3. Nişasta helvası ateşten alındıktan sonra soğuyunca sade olarak, tarçınla yada üzerine çekilmiş antepfıstığı serpilerek servis yapılır.

Not: Nişasta helvası çeşitleri daha sonraki tariflerimizde yer alacaktır.

Un helvası nasıl yapılır?

12 kişilik Un helvası malzemesi :

  • 250 gr. tereyağ
  • 500 gr. un (4 su bardağı)
  • 1 litre su (yaklaşık 4 su bardağı)
  • 1 kilo toz şeker
  • 200 gr. iri çekilmiş ceviz içi

Dört adımda Un helvası yapılışı :

 

  1. Tencerede eritilen tereyağ kızdırılıp üzerine un eklenir. Çok kısık ateşte yaklaşık yarım saat süreyle sürekli karıştırılarak un kahverengileşene kadar kavrulur. Başka bir kapta su kaynatılır.
  2. Kavrulmuş una azar azar sıcak su ilave edilip, karıştırılır ve tencerenin kapağı kapatılır. Suyunu çekene kadar pişirmeye devam edilir.
  3. Üzerine şeker boşaltılıp, tahta bir kaşıkla karıştırılır. Şekerin erimesi için, ağır ateşte biraz daha pişirilir ve ateşten alınır. Bir köşede dinlenmeye bırakılır.
  4. İri çekilmiş ceviz içi eklenerek karıştırılır. El ile istenilen şekil verilerek servis yapılır.

Un helvası yapmanın püf noktaları için Helvanın Tarihçesi adlı yazımızdaki helva nasıl pişirilir bölümünü mutlaka okumanız gereklidir.

Helvann Tarih

Dünya üzerinde  konuşulmakta olan her lisanda tatlı sözcüğü daima iyi şeyleri, haz ve mutluluğu ifade eder. Türkçe’de tatlı sözcüğünün yanında helva kelimesi de aynı etkiye sahiptir.

Helva Türklerin ulusal tatlılarının başında gelir.  Helvanın tarihi çok eskilere dayanır.
Düğün ziyafetlerinde ve bayramlarda eve gelen misafirler ile yenilen yemeklerde karşımıza her zaman helva tatlısı çıkar.

Orta Asya Türkleri’nin mutfak kültürüne bakıldığında tatlıya pek fazla rastlanılmaz. Oysa Türkler açısından helvanın tarihçesi incelendiğinde Anadolu’ya göç eden Türkler geçtikleri topraklardaki tatlı kültürü ve tatlıcılık kültürüne sahip çıkmış ve Ortadoğu’nun köklü tatlıcılığı ile Avrupa’nın içlerine kadar büyük bir bölgenin tatlıcılığını adeta kaynaştırmışlardır. 

Bugün Türk mutfağında “çok fazla pişirilir ve yenilir” diyebileceğimiz helvaların ana malzemesi saf un ve türevleridir. Türk helva geleneğinde üç madde kullanılır: un, nişasta, irmik ve şeker. Oysa şekerin yaygınlaşmasından önce tatlandırıcı olarak pekmez ve bal kullanılırdı. Balın kalitesi helvanın kalitesinde önemli bir unsurdu.

Helvanın iyi olmasını etkileyen iki etmen daha vardır. Bunların birincisi un, nişasta veya  halis buğdaydan elde edilmiş irmik , İkinci etken ise helvanın iyi kavrulmasıdır. Helvanın kehribar rengini alabilmesi için ateşin ağır olması gerekir.

Helva nasıl pişirilmeli ?

Eğer ateşi biraz artırırsanız kehribar rengi olması gereken helva kurşun rengini alır ve tadı acılaşır. Eski kaynaklardaki helva tariflerinde verilen reçetelerde tam yağlı süt ve tereyağı varken, bugün halk mutfağında bunlar yerini margarin ve suya bırakmıştır. Oysa helvanın lezzetini tutturmak  isteniyorsa, bu malzemelerden vazgeçilmemesi şarttır.

Kış ayları gelip de helva denilince akla hemen evde yapılması pek de kolay olmayan tahin helvası gelir. Tahin helvası susam ve şekerin muhteşem bileşiminden oluşan bir lezzet. Geleneksel tahin helvası yüzyıllardır aynı biçimde yapılır. Küçük kazanlarda ağır ateşte kıvamı tutuncaya kadar kaynatılır ve kalıplara dökülerek soğuması beklenir. Soğuyan malzeme yoğurulur ve kalıplara aktarılır. Tahin helvası sade olabildiği gibi içine susam ve kakao ilave edilerek de satılır.Yine evlerde yapılması mümkün olmayan yaz helvası ve kağıt helva da Türkiye’nin değişmez lezzetleri arasında önemli bir yer tutar.

Kestane meyvesi

Kestane bir sonbahar meyvesi. Bilimsel adı Castanea olan ve Kuzey Yarımkürenin bütün ılıman bölgelerinde yetişen kestane ağacı, kayıngiller familyasının bir bireyi. Dünya üzerindeki yaygınlığı dolayısıyle, yetiştiği coğrafyaya göre değişiklik gösteren 16 ayrı türü bulunuyor kestanenin. Türkiye’de yetişen yegane türü olan Anadolu kestanesi (Castanea sativa), Kuzey Anadolu kıyılarından Marmara bölgesinin içlerine ve oradan Ege bölgesine kadar geniş bir alanda yetişir. Eski çağlardan beri, ünü tüm dünyaya yayılan Bursa kestanesi ise, Grekler tarafından Yunanistan’a oradan da İtalya ve Akdeniz ülkelerine yayılmıştır.

Beşyüz yıla kadar uzunca bir süre yaşayan kestane ağaçları, otuz metreyi bulan dev yapıları ile, Anadolu ormanlarının en heybetli ağaçlarından. Biz onu çoğu zaman sadece o lezzetli kestane meyvesi ile hatırlasak da, kestane ağacının koyu renkli ve dayanıklı kerestesi çok eskilerden beri inşaat ve mobilya yapımında kullanılır. Mesela ninelerimizin çeyiz sandıkları, onun dayanıklılığının en güzel örneğidir.

Kestane ağacı ve dolayısıyla kestane kerestesi denizcilik ve gemi yapımında da kullanıldı. Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı’nda Anadolu’ya silah kaçıran Karadenizli denizcileri anlattığı o muhteşem dizeleri : “Tekneleri kestane ağacındandı, üç tondan on tona kadardılar. Velakin yelkenlerinin altında fındık ve tütün getirip, şeker ve zeytinyağı götürürlerdi. Şimdi büyük sırlarını götürüyorlardı.” Eski deniz yolculuklarının bu kadirşinas arkadaşı kim bilir ne yollar kaydetti, hangi fırtınalı denizden kimleri, nerelere aşırdı?” diyerek bunu vurgulamaktadır.

Sonbaharın Ekim – Kasım aylarında hasadı yapılan kestane meyvesi ilk bakışta kolay tanınmaz. Çünkü, dikenli dış kabuğu, özgün adıyla “kupula”sı onu bir zırh gibi kaplar, gizler. Kestane toplamak da ayrı bir zorluktur. Uzun sopalarla dalları dövülen kestane, o küçük meyvelerini öyle kolay kolay teslim etmez. Onu, o ilginç kupulasından sıyırmak da başka bir yetenektir. Toplanan kestaneler toprağa gömülür ve dikenli zırhından kurtulup pırıl pırıl parlayan yeni kabuğuyla ortaya çıkması beklenir.

Kestane Şekeri nasıl yapılır?

Türk mutfağının en eski ve en güzel tatlıları arasındaki kestane şekeri yapmak kolay değilkdir. İlk önce, dış kabukları soyulmalı, sonra iç kabuklar soyulacak hale gelinceye kadar hafif ateşte kaynatılmalıdır. Artık, soyulan kestaneler hazırlanan şerbette, kaynatılmadan, hafif ateşte iki saat süre ile pişirilmeli ve soğuması için bekletilmelidir. Bu şekilde kendiniz de evde kolayca kestane şekeri yapabilirsiniz.

Kestanenin Yararları :

Sıkı bir nişasta, sakkaroz, protein ve tanen deposu olan kestane, gelişme çağındaki çocuklar için çok faydalı olan yiyeceklerden. Ayrıca, kabuklarının kaynatılması ile  elde edilen çayın ateş düşürücü ve sinirleri yatıştırıcı bir etkisi olduğu bilinir. Kan dolaşımını düzenleyen ve kasları güçlendiren kestanenin faydaları saymakla bitecek gibi değil. Kestane birçok et yemeğinin de sıkı bir müttefiğidir. Yılbaşlarının ayrılmaz parçası kestaneli hindi şölenini unutmak gerek. Gerçek bir tad cümbüşü olan kestaneli pasta da cabası. Karadeniz köylülerinin genç sürgünlerinden sepetler ördüğü, arıların çiçeklerinden ürettiği doğal kestane balı tabiatın verdiği en muhteşem armağanlardan biridir.

İstanbul usulü midye dolması tarifi

4 kişilik İstanbul usulü midye dolması

Malzemesi:
16 tane midye
1 su bardağı pirinç
9 tane orta boy kuru soğan
1 su bardağı zeytinyağı
1 çorba kaşığı kuşüzümü
1 çorba kaşığı çamfıstığı
1.5 su bardağı içme suyu
1 çay kaşığı toz şeker
1 tutam tuz, karabiber, yenibahar

İstanbul usulü midye dolması tarifi  :


Midyeler su içinde her tarafı bıçak ile kazınarak temizlenir. Bıçak yardımıyla enli tarafından açılarak, etli kısmın bağları koparılmadan sakal kısmı temizlenir. Kapağı açılan midyenin içi su ile yıkanır.
Ayıklanmış pirinç 10 dakika süre suda bekletilir, yıkanır ve süzülür. Tencereye zeytinyağı ile fıstıklar konulur. Pembeleşinceye kadar kavrulur. Daha sonra piyazlık doğranmış soğanlar tencereye konup pembeleşinceye kadar çevrilir ve suyu süzülen pirinç eklenir. Tuz ve baharat konulduktan sonra önceden kaynatılmış su ilave edilir. Kapağı kapatılan tencere, orta ısıdaki ateşte 20 dakika zamanla malzeme suyunu çekinceye kadar tutulur. Suyunu çeken pilav 10 dakika süreyle demlendirilir.
Hazırlanan iç pilav, midyelere doldurulur ve her bir midye pişerken kabukları açılmasın diye dikiş ipliği ile bağlanır. Yarım bardak su ilave edilir. Üzerlerine ağırlık koyulan midyeler 10-15 dakika kadar kısık ateşte pişirilir. Hazırlanışı biten midye dolması limon ile birlikte servis yapılır.

Karides güveç yapılışı

4 kişilik Karides güveç yapmak için gerekli malzemeler :

1 kg kanal karidesi
500 gr doğranmış domates
6-7 tane sivribiber
400 gr mantar
4 tane defne yaprağı
2 çorba kaşığı acısız ketçap
2 çorba kaşığı sirke
4.5 çorba kaşığı tereyağı
2 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı karabiber
100 gr kaşar peyniri
1 çay kaşığı kırmızı biber.

Mantarlı Karides Güveç Nasıl yapılır?


Karidesler kaynar sirkeli suda beş dakika haşlanır. Daha sonra suyu süzülen karideslerin kabuğu soyulur. Yassı bir tencerede eritilen tereyağın içine domatesler eklenir ve beş dakika süre ile pişmesi beklenir. Sonra çekirdekleri temizlenmiş ve çok küçük doğranmış biberler eklenir.
2-3 dakika biz zaman sonra bu karışıma ince doğranmış mantar, ketçap, defne yaprağı, tuz ve karabiber katılır. Mantar suyunu çekince, karides eklenip 2-3 dakika süreyle beraber pişirilir. Karışım güvece aktarıldıktan sonra üzerine rendelenmiş kaşar peyniri, onun da üzerine kırmızı biber serpilir. Güveç üstten ısıtmalı fırına konulup üzerindeki kaşar tamamen eridikten sonra çıkartılır ve sıcak şekilde servis yapılır.

Mahmudiyye tarifi

Mahmudiye (Ballı Tavuk) yapmak için gerekli malzemeler (6 porsiyon)

  • 1,5 kilo tavuk,
  • 1 tane orta boy soğan,
  • 1 çorba kaşığı bal,
  • 150 gr. kuru kayısı,
  • 100 gr. soyulmuş iç badem,
  • 1 avuç Rezaki üzümü,
  • 2 çorba kaşığı margarin,
  • 1 tane limonun suyu,
  • 2 çay kaşığı tarçın,
  • 1 çay kaşığı tuz,
  • 1/2  litre su,
  • 1 sap dere otu

Ballı tavuk – Mahmudiye yemeği tarifi :

 
Tavuğu alev üstünde alazlayın, içini boşaltın ve sekize bölün. Kalın altlı tencerede 40 gr. yağı eritin.

Tavuk parçalarını ekleyin ve hafifçe iki taraflarını da pembeleştirin.

İnce doğranmış soğan ekleyip birkaç dakika süre daha pembeleştirmeye devam edin.

Karışıma bal, üzümün yarısı, kayısı, tuz, limon suyu ve suyu ilave edin.

Tencerenin kapağını kapatın ve kısık ateşte 30 dakika süre pişirin.

Tencerenin ateşini kapatın ve tarçın ilave edin.

Küçük tencerede yağın geri kalanını kızdırın, üzümün diğer yarısını ve bademi hafifçe pembeleştirin.

Kalın altlı tenceredeki yemeği servis tabağına koyun.

Pembeleşmiş badem ve üzümü ekleyip dere otu ile süsleyin ve sıcak olarak servis yapın.